Melankoli ve Aşk

Etiketler

, ,

melakolia3

Malum, toplumumuzda melankolinin kara sevda olduğu düşüncesi yaygın. Melankoliklerin ruh hallerinin aşık olmalarından kaynaklandığı düşünülüyor. Önceki yazılarımda melankolinin ne olduğu, neden kaynaklandığı gibi soruların cevaplarını vermeye çalıştım çeşitli kaynaklardan. Ama ne var ki hiçbir yazıda “aşk” konusu işlenmemişti. Yani melankoli halinin sadece aşık olmaktan dolayı olmadığı bariz bir şekilde belli… Peki bu yazıyı neden yazmak istedim! Bu yazıyı yazarken şu soruların cevaplarını bulabilirim belki: “Aşk, melankoli midir? Aşık kişi, melankolik midir? Neden toplumda melankoli denilince ilk akla gelen şey aşk?”

Melankoli bir nevi acı bağımlılığı demiştik. İçinde yaşanılan topluma yabancılaşma, kendini dışarıda tutma, sürekli hüzünlü olma durumu, ortada hiçbir şey yokken herhangi bir şeyi düşünerek uzaklara dalıp gitmek vs.   Aşkta da acı çekmek ve bu saydığım durumlar yok mu? Bütün olumsuzluklara rağmen sevgiliye duyulan bağlılık,ondan vazgeçememe durumu. Ne kadar acı çekilirse çekilsin onu sevmeye devam etmek. Tabi bu durum aşık olup da bir araya gelememe durumunda ortaya çıkanlar. Zaten bence aşk da kavuşamama durumu. Kavuştuktan sonra aşk, sevgiye dönüştüğü için tüm bu belirtiler de ortadan kalkıyor. Sonuç olarak, aşık kişide bir melankolikte görülen davranışlar görülüyor. Herhalde bu yüzden de melankoli ve kara sevda durumları arasında bağlantı kuruluyor. Dolayısıyla aşk için bir nevi melankoli durumu denilebilir. Ama melankolik kişi tanımı bence yapılamaz. Çünkü melankolik kişi bir durum sonucunda değil her zaman, her durumda hüzünlüdür ve acı çeker. Ama aşık kişi aşkı son bulduğunda tekrar eski yaşantısına geri döner… Peki ya sizce?

Melankoli biraz da şizofreni içerir..!

Etiketler

, ,

“Hüzünlü bir şarkıda, filmde, hikayede hiçbir kötü yaşanmışlığı olmamasına rağmen acı çekmek…” bu cümleyi okuduğumda nedense şizofreni aklıma geldi. Bu cümle melankoliyi konu alan bir yazıda geçiyor. Çeşitli yazılarda da buna benzer cümleler var. Bunların sonunda melankolik kişinin sanki o hüzünlü anı yaşamış gibi acı çeker durumu ortaya konuyor. Bu şizofrenik bir davranış değil mi? Yaşamadığın bir durumu yaşamışcasına kabul edip onun için acı çekmek! Şizofreni rahatsızlığında da genelde gerçekle hayal dünyası iç içe geçer ve kişi kendi kafasında kurduğu dünyayı gerçekte yaşamış gibi kabul eder. Sakın yanlış anlaşılmasın tabii ki melankolikler aynı zamanda da şizofrendirler diye bir şey demiyorum. Böyle bir tanı koymak benim haddim de değil ayrıca. Ben sadece teşbihte hata olmaz diyerek bir şeyler paylaşmaya çalışıyorum.

images (4)

Evet gelelim yazıya başlama nedenim olan cümleye. Ne tuhaf bir davranış aslında! Neden insan durup dururken hem de yaşanmamış bir şey için üzülmek ister ki? Melankolikler istiyor işte… Mutlu olmak bizlere göre değil galiba. Sanki gün içerisinde tamamen mutlu olsak sanki bir şeyler ters gidecekmiş gibi geliyor, bizi huzursuz edecek şeyler bulmak için resmen ruhumuz kıvranıyor. Bulduğunda ise sonradan pişman oluyor, bu sefer de kendi kendimizi üzdüğümüz için üzülüyoruz. Arıza ruh bu olsa gerek:) Ama bir kez daha hatırlatmak gerekirse Victor Hugo’nun dediği gibi bizler hüzünlü olmaktan mutluluk duyuyoruz…

TNK’den “Melankoli” Albümü…

Etiketler

, ,

Geçenlerde bir müzik kanalında TNK grubuyla yapılan bir söyleyişiye rastladım. Söyleşide çıkardıkları yeni albümlerinden bahsediyorlardı. Albümün isminin “Melankoli” olduğunu duyunca tahmin edersiniz ki merakım daha da arttı. Araştırabildiğim kadarını sizlerle paylaşmak istedim.

Yaklaşık 1 ay önce çıkan albüm TNK tarafından “gri ve siyahın ara tonlarında gezinen bir albüm” olarak tanımlanıyor. Şarkı sözlerinin müzikleriyle aralarındaki uyum da bunu destekliyor bence. Sözler kadar müzikler de başarılı melankoli ruhunun aktarılması açısından. Albüm 12+1 parçadan oluşuyor. Son parça “Zombi” şarkısının akustik versiyonu. Tahmin edeceğiniz gibi ilk parça “Melankoli” ismini taşıyor. Bu parçada bana kalırsa melankoli için en güzel cümle “artık gökyüzü kararsın,sarsın griliğin beni…” cümlesi. Daha sonrasında ise albümün çıkış parçası “Büyük Ayrılık” geliyor. Pek çok mecrada da bu şarkıdan albümün en iyisi olduğuna dair yorumlar yapılmakta. Albümdeki hoş sürpriz ise Pamela ile “Keşfedilmemiş Günahlar” parçası için yapılan düet. Bence gayet hoş ve çarpıcı olmuş. Parça, melankolideki çelişki hissini kadın-erkek ilişkisi üzerinden anlatıyor. Benim albümdeki favorim parçam da bu parça.

Daha fazla şarkılar üzerine yorum yapmak anlamsız geliyor bana. Sonuçta her dinleyen kendine ait bir şeyler bulup, kendine göre değerlendirecektir zaten. Ama ismine yakışır bir albüm olduğunu da söylemeden geçmek istemiyorum. Keyifli dinlemeler…

Tarihte Melankoliye Kısa Bir Bakış…

Etiketler

, ,

Melankolik karakterlere yazılı metinlerde ilk kez Homeros’un destanlarında rastlanmaktadır. Bu metinlerde “melankoli” kelimesi her ne kadar geçmese de karakterlerin bariz bir şekilde melankolik oldukları görülmektedir. Homeros da bu ruh halini oldukça detaylı bir biçimde anlatmaktadır. Bu tasvirler daha sonrasında melankolinin detaylı bir biçimde tanımlamalarını yapacak olan Aristoteles, Hipokrat ve Theophrast’a kaynak olmuştur.

Antik dönemde var olan bir öğretiye göre insan bedeninde dört temel özsu bulunmaktadır. Bunlar; kan, salgı, sarı safra ve kara safradır. Melankoliyi oluşturan özsunun ise bunlardan “kara safra” olduğu nitelenmiştir. Bu kara safarnın melankoliliğin hatta delliğin nedeni olduğu düşüncesi Orta Çağ’a kadar devam etmiştir.

Hipokrat, melankolinin bedensel bir hastalık olduğunu savunmuştur. Hipokrat’a göre safra kesesinin salgıladığı   suyun kuruması sonucu safra kesesi bir tür zehir saçar ve bu zehir bütün organları etkileyerek bilinç bulanıklığına yol açar. Bu bilinç bulanıklığı ise melankolik kişilerde gözlemlenen davranışlara yol açar.  Aristoteles ve Theophrast ise “kara safra” tanımının melankolinin açıklaması için yetersiz olduğunu ileri sürmüşler bu yüzden melankoliye farklı ve olumlayıcı bir boyut getirmişlerdir. Bu yaklaşıma göre sanatçıların yaratıcılıkları, onların melankolik mizaçlarından beslenmektedir.

Ortaçağ ‘da melankoli inançsızlık ve Tanrı’ya başkaldırıyla bağdaştırılmış bu yüzden de melankoli, ölümcül bir günah olarak nitelendirilecek kadar korkutucu bir durum gibi gösterilmiştir. Aydınlanma döneminde de olumsuz bakış açıları devam etmiş, melankoli yine delilik, çılgınlık kavramlarıyla birlikte açıklanmaya çalışılmıştır.

Thinker

Kısaca melankolinin tarihteki tanımlarının geçmişini toparlamak gerekirse; ilk tanımlamalarda melankoli bir bedensel hastalıkken daha sonraları yaratıcılık gibi güzel bir özellik melankoli mizaca bağlanmıştır. Daha sonraları ise bu yaklaşımlara ek olarak melankolik kişiler toplum dışında kalan, marjinal kişiler olarak nitelendirilmişlerdir. Günümüze gelindiğinde ise melankolinin psikolojik bir hastalık olmadığı tespiti yapılmış, “karakter özelliği” olduğu kabul edilmiştir. Buna rağmen bazı mecralar melankoliyi psikoloji literatürüne hastalık olarak tekrar tanımlanması için girişimlerde bulunmaktadır.

“Yas ve Melankoli”

Etiketler

, , ,

9086f637-b793-4960-a18f-758582a92233-1

Psikoanalitik kuramın kurucusu, nörolog Sigmund Freud’un kitabı. Kitapta sadece yas ile melankoli karşılaştırılmıyor, bunun yanında bilinç ve bilinçaltı, narsisizm, ego ve id, içgüdüler gibi konular da yer almakta. Bu kitabı seçmemdeki temel neden tahmin edeceğiniz üzere yas ve melankoli kavramlarının irdelenmesi. Malum bu iki kavram insan üzerinde oluşturduğu etkilerin benzerliğinden dolayı birbirine sıkça karıştırılır. Freud, yas ile melankoliyi değişik açılardan, çeşitli kavramlarla karşılaştırıyor kitabında. Bense sadece dikkatimi çeken bölümleri paylaşmak istiyorum sizinle…
Yas ve melankoli durumlarının her ikisinin başlangıç noktasının sevilen bir nesnenin yitirilişine tepki olarak doğduğunu söylüyor Freud. Her ikisinde de görülen belirtilerin çok benzer olduğunu da belirtiyor. Ama bize aralarındaki en önemli iki farkı şu şekilde veriyor:
1. ” Melankolide yitirilenin daha çok ideal bir doğada olduğu görülebilir. Nesne belki de gerçekten ölmüş değildir, ama bir sevgi nesnesi olarak yitirilmiştir. (örneğin bozulan bir nişan durumu) Daha da başka durumlarda böyle bir yitirme varsayımına sarılmamız gerektiğine inanılır, ama neyin yitirildiği açıkça anlaşılamaz. Bu, yitikte hiçbir şeyin bilinçsiz olmadığı yas durumundan ayrı olarak, bize melankolinin herhangi bir yolda bilinçten çekilen bir nesne-yitimi ile ilgili olduğunu düşündürecektir.”
2. ” Melankolik kişi bize yas durumunda olmayan bir şeyi daha, öz-saygısının olağanüstü bir indirgenişini, ‘Ben’in büyük ölçekte yoksullaşmasını gösterir. Yas durumunda dünya yoksullaşmış ve boşalmıştır; melankolide ise bu ‘Ben’in kendisidir. Bu yüzden de melankolik kişi kendini suçlar.”
Bu kitapla birlikte bir nöroloğun bakış açısıyla melankoliyi farklı bir yönden tanıma fırsatı buluyoruz. Bu yüzden bu kitap, biz melankoliklerin çoğunlukla tanımlayamadığımız ruh hallerimizi anlamamızda yardımcı olabilir. Ne dersiniz? Keyifli okumalar..:)

 

Melankolik yorumcu; FD!

Etiketler

, , , ,

Hüznü, cümlelere aktarmada bir kelime cambazı; Feridun Düzağaç… Sadece hüznü değil tabii ki,aşkı ve çelişkileri  de anlatmakta usta bir müzisyen o. Hatta öyle ki bazı şarkılarının isimleri bile tek başına yeter pek çok şeyi anlatmaya. Örnek vermek gerekirse; “Yalnızlığım Sana Emanet”, “İçimden Şehirler Geçiyor”, “Kurumuş Ölüyorken”, “Ağlarsan Düşerim” ve bunlar gibi daha nicesi… Şarkılarında geçen sözlere de yer vermek gerekse onun için ayrı bir blog sayfası açmak gerekir sanırım:) Feridun Düzağaç’ın müzik geçmişine kısaca bakacak olursak, 1997 yılında “Beni Rahatta Dinleyin” albümündeki “Lavinya” şarkısıyla müzik hayatına çok iyi bir başlangıç yaptı. Lavinya’nın bir Özdemir Asaf şiiri olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. O günden bu yana da bu yıl çıkardığı “FLU” albümüyle birlikte toplam sekiz albüm çıkardı.

Yeni albüm hakkındaki naçizane fikirlerime gelecek olursak eski FD albümlerindeki şarkılarının tadını açıkçası çok bulamadım. Bir önceki albümü olan “FD7″ için de düşüncelerim aynı olmuştu. Hatta bunu FD severler arasında da tanık oldum. İstanbul Üniversitesi’nde verdiği konserde yeni şarkılara alışılmadığı ortadaydı. Pek çok kişi eskilerden istekte bulunuyordu. Özellikle de Alev Alev çok isteniyordu tabii ki…

“FLU” albümünde de kelime sihirbazlığını konuşturduğunu söyleyebiliriz FD için. Her ne kadar yeni şarkılarında eski tat bulunmuyor olsa da (en azından benim için, çevremdeki FD severler de hem fikir) FD’nin melankolik yorumunun farkını dinlemek keyif verici… Size bu albümde en beğendiğim şarkıdan şu cümleleri yazmak isterim: “…yaşamak kaçtı seni görünce içime … saatler mi yeter sana, hasretin akrep,yüzün yelkovan …”

FD yüreğine sağlık…:)

İstanbul Üniversitesi konserinde seni dinleyenlere söylettiğin gibi “seni dinlemek bir ayrıcalıktır…”:))

Melankolik kişi hep arayış içindedir…

Etiketler

, , ,

leaveoutalltherestbydelkj6

Arayışlarımız hep daha farklı bir dünya için… Bu dünyada olmayan başka şeylerin (belki de çoğumuz onların ne olduğunu bile tam olarak tanımlayamıyoruz) özlemi içindeyiz. İçinde bulunduğumuz topluma uyumsuz olduğumuzu düşünmekten başlıyor, toplumun genel geçer kurallarını benimseyememekle devam ediyoruz… Yanlış giden şeylerin farkına varıyor, daha iyi olması için bir şeyler yapıyor fakat malum dünya düzenini geçip başarıya ulaşamıyoruz. Bu da daha da içinde bulunduğumuz topluma bizi yabancılaştırıyor maalesef…  Ayrıca herkesten farklı düşündüğümüzü ve bizi hiç kimsenin anlayamayacağını düşünüyoruz. Kim bilir belki de megalomanlık bu! Hoş bir megaloman kendine acı çektirmeyi tercih eder mi ayrı bir soru işareti! Zaten bu durumu psikoloji literatürü destekliyor. “Melankolik kişi içinde bulunduğu dünyaya ve topluma uyumsuz olduğunu hisseder. Uyumsuzluk acı verse de acıdan kıvransa da kendisini bir yere, bir tanıma yerleştirmek istemez ve herkes gibi yaşamak ona korkunç  görünür. Bu durum bazen onu hüzünlendirirken bazen de memnunluk hissi verir. Uyum sağlamayı, boyun eğmeyi beceremez. Sürekli arayış içindedir. Olayların, yaşamın ve insanların içinde olmaktansa dışarıdan çıkarsız, amaçsız bir izleyici ve gözlemci olmayı tercih eder.” Bir kalabalığın içine girdiğinizde zaman zaman sizde de sanki orada değilsiniz sadece onları izliyorsunuz hissi uyanmıyor mu? İşte tam da bu…

Melankoli; çelişkiler yumağı…

Etiketler

, ,

MelankoliBir melankoliğin sergilediği davranışlardan birinin, bir yandan yalnızlığı seçmek ama diğer yandan da insanlarla beraber olamayışının hüznünü duymak olduğu söyleniyor. Bu çelişki değil de nedir peki? Yalnızlığı seçmenin sebebi olarak da huzurlu olabilmek ve sakin bir hayat sürebilmek olduğu söylenmiş. Şu cümleyi aynen iletmek istiyorum; “Ancak, yalnız olduğunda da hayatla ve insanlarla olan ilişkilerini sorgulaması ve sürekli düşünmesi, kendini suçlaması, varoluşunun nedenini araması gibi bir türlü dinginliğe ulaşamaz! Melankolik ÇELİŞKİLER içinde kalır, kararsızdır. Yalnızlık olmaktan dolayı mutluyken, insanların içinde olmadığı için de hüzün duyar.”

Ne bitmez çilemiz varmış bizim…:)))

“Balık düşünmez, çünkü o her şeyi bilir…”

Etiketler

, , , ,

İzleyenler hemen hatırlamıştır başlıktan, evet Arizona Dream! 1992 yılı yapımı bir Emir Kusturica filmi… Başrollerini Johnny Depp, Lili Taylor, Faye Dunaway paylaşıyor. Unutulmaz soundtrackler ise Goran Bregovic’den. Baştan sona hüzün temalı bir film. Replikleriyle, karakterleriyle çoğunlukla izleyeni bunalıma sürükleyecek kadar ağır bir hüzün var filmde. Final sahnesiyle de (müziğine de dikkat) bu filme ancak böyle bir son yakışabilirdi dedirttirecek kadar hem de…  Ama bunun yanında Johnny Depp’in canladırdığı karakterin kurduğu hayaller (özellikle de uçma düşüncesi) ve balıklarla diyalog kurduğu sahneler filmin eğlenceli bölümlerini oluşturuyor. Bir de kimileri tarafından ‘absürd’ olarak nitelendirilen, çarpıcı ve fantastik imgeleri söylemeden geçemeyeceğim. Zaten başlıktaki cümle de filmde en sık kullanılan imgelerden biri olan balık için söylenmiştir.

Naçizane bu filmi önermemin en büyük etkeni ise Lili Taylor’ın canlandırdığı karakter. Her ne kadar üç karakterin içindeki en mantıklı kişi gibi görünse de en ‘deli’, gerçek anlamda mutsuz kişi diyebilirim. Zaten o meşhur final sahnesine de damgasını vuran karakterdir kendisi.

Not: Bilerek spoiler girmedim ve final sahnesini koymadım. Sinema severler beni anlayacaktır filmi izlemeyen için spoileri istemeden olsa da görmek izleme keyfini köreltiyor. Keyifli seyirler…:)

Melankoli; acıya duyulan bağımlılık!

Etiketler

, , ,

2369534690_64ac7042c7_1_

Melankoliklerin acıya duyduğu bağımlılık tıpkı sigara içenlerin sigaraya duyduğu bağımlılık gibi galiba… Mutlu olmayı kendimize yasak ediyor, mutlu bir anımızda bile mutsuz olacak bir şeyler arıyoruz. Hüzünlü ruh halinden çıkmayı tercih etmiyoruz. Öyle ki hiçbir yaşanmışlığı olmasa bile slow bir şarkıda hayaller kurup, acı çekmeyi seviyoruz hatta belki de zevk alıyoruz bilinçaltında kim bilir…

İşin zor tarafı bunun hayatımız boyunca devam ediyor olması. Yani karakterimizin bir parçası. Psikolojide depresyon ile melankoliyi bu açıdan ayırıyorlar birbirinden. “Depresyonda, herhangi bir olay sonrasında karamsarlık, hüzünlü olma durumu ortaya çıkar ve olayın üzerinden bir süre sonra geçer veya kişi tedaviyle eski hayatına geri dönebilir. Fakat melankolik kişi sürekli bu modda olur, ondaki duygusal sarsıntıların nedeni olaylar değil genelde kendidir.”

Anlaşılan olay kendimizde bitiyor. Acıya daha fazla alışmamak dileğiyle…:)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 68 takipçiye katılın